Umarız “Tor keklik nedir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Bluepromosyon ekibinden sevgilerle!
Tor Keklik Nedir? Kayseri’nin Dağlarında Başlayan Bir Hikâye
Bluepromosyon okuyucularına özel bu yazımızda “Tor keklik nedir” hakkında pratik bilgiler sunuyoruz.
Kayseri’de büyümek… Bunu dışarıdan anlatmak kolay değil. Dağların sertliği, rüzgârın yüzü kesmesi, kışın evlerin içine kadar giren o soğuk ve yazın bile taşların üzerinde hissedilen sıcaklık… Hepsi insanın içine işler. Ben 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar uyanıp pencereden Erciyes’in siluetine bakınca çocukluğumun seslerini duyuyorum.
“Tor keklik nedir?” sorusu da benim hayatıma tam olarak böyle bir sabah girdi. Basit bir kelime gibi duruyor ama aslında içinde hem avcılığı, hem doğayı, hem de insanın vicdanıyla olan sessiz kavgasını taşıyor.
İlk Kez Duyduğum O Kelime: Tor Keklik
Köyde geçen çocukluğumda keklik sesi sıradan bir şeydi. Sabah ezanından önce başlayan o tiz, yankılı ses… Dağın göğsünden kopup gelen bir çağrı gibi. Büyükler “keklik öterse bereket olur” derdi. Biz çocuklar ise o sesi, oyunlarımızın arka plan müziği gibi dinlerdik.
Ama “tor keklik” kelimesini ilk kez dedem söylemişti. Bir sabah, elimde yarım kalmış bir ekmekle avluda otururken, elinde eski bir tor ağla geldi.
“Bugün tor kuracağız,” demişti.
O an hiçbir şey anlamamıştım. Tor neydi, keklik neden torla yan yana geliyordu, bilmiyordum. Sadece içimde garip bir heyecan vardı. Dedem konuşurken gözleri dağlara kayıyor, sanki yılların alışkanlığıyla doğayı okuyordu.
Sonra öğrendim: Tor keklik, kekliğin tor adı verilen ağ tuzakla yakalanmasına verilen isimdi. Yani bir kuş türünden çok, bir avlanma yönteminin adıydı aslında. Ama bu bilgi bile içimdeki karmaşayı azaltmamıştı.
Dağlara İlk Çıkış: Heyecan ve Çocuk Kalbinin Ağırlaşması
O gün dedemle birlikte köyün üst tarafındaki yamaçlara çıktık. Kayseri’nin o sert ama bir o kadar da büyüleyici dağlarında yürümek çocuk aklımda bir macera gibiydi. Ayaklarım taşlara takılıyor, nefesim daralıyor ama içimde tuhaf bir sevinç vardı.
Dedem, kekliklerin su içmeye geldiği bir hattı seçti. Sessiz olmayı öğretti. Konuşmamam gerektiğini fısıldadı. O an ilk kez sessizliğin ne kadar ağır bir şey olduğunu hissettim.
Tor, yani o ince ağ, iki taşın arasına gerildi. Doğanın içine insan eliyle kurulmuş küçük bir düzen gibi duruyordu. Dedem “Sabret” dedi. “Doğa acele etmez.”
Ben o sırada keklik görmek için sabırsızlanıyordum. Ama içimde başka bir şey daha vardı; neden bilmiyorum, bir huzursuzluk.
Tor Keklik Anlamının Değiştiği An
Gün ilerledikçe güneş dağın üzerinden ağır ağır yükseldi. Rüzgâr sertti ama gökyüzü inanılmaz berraktı. Sonra o ses geldi… Keklik sesi.
İlk kez bu kadar yakından duymuştum. Birkaç tane değil, bir sürüydü. Dağın yamacından aşağı süzülen bir yaşam gibi.
Kalbim hızlandı.
Dedem elini kaldırdı, “Sakın kımıldama” dedi.
Keklikler torun olduğu yere doğru yaklaştı. O an zaman yavaşladı. Sanki her şey dondu. Kuşların adımları bile duyuluyordu.
Ve sonra… tor kapandı.
O sesi hâlâ unutamıyorum. Bir ağın kapanma sesi değil sadece, içimde bir şeyin de kapanma sesiydi sanki.
İçimdeki Çatışma: Sevinç Değil, Sessiz Bir Sarsıntı
Dedem sevinmişti. Bu onun için bir beceriydi, yılların alışkanlığıydı. Ama ben öyle hissetmedim.
O an içimde garip bir boşluk oluştu. Kekliklerin çırpınışını izlerken ne yapacağımı bilemedim. Sevinmem gerekiyormuş gibi hissettim ama sevinemedim.
Çünkü o kuşların sesi, birkaç dakika önce bana özgürlük gibi gelmişti. Şimdi ise bir ağın içinde çaresizlikti.
Dedeme baktım. O bana bakmadı bile. Sanki bu sahne onun hayatında defalarca oynanmıştı.
Ben o gün ilk defa büyümek dediğimiz şeyin sadece yaş almak olmadığını anladım.
Tor Keklik ve Köydeki Sessiz Gerçek
İlgili Yazımız: Yurtiçi kargo sigortalı gönderim nedir ?
Köye döndüğümüzde keklikler hazırdı. Bazıları satılacak, bazıları yemek olacak, bazıları da misafire ikram edilecekti. Bu, herkes için normaldi.
Ama benim için normal değildi.
O gece defterime uzun uzun yazdım. Ellerim titriyordu. “Tor keklik nedir?” diye başladım yazmaya. Sonra kelimeler birbirine karıştı.
Bir yanda gelenek vardı. Bir yanda doğa. Bir yanda da benim anlam veremediğim bir vicdan.
Kayseri’nin köylerinde bu hikâye yeni değildi. Keklik avı, nesilden nesile geçen bir alışkanlıktı. Ama benim içimde yeni bir şey başlamıştı: sorgulama.
Babamla Konuşma: Farklı Kuşakların Sessizliği
Bir akşam babamla tandır başında otururken konuyu açtım.
“Baba, keklikleri torla yakalamak doğru mu?”
Bana uzun uzun baktı. Önce cevap vermedi. Sonra sadece şunu söyledi:
“Biz böyle gördük.”
Bu cümle, birçok şeyi açıklıyordu ama hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
O an anladım ki bazı gelenekler doğru ya da yanlış diye değil, sadece “var olduğu için” sürüyordu.
Ve ben bu döngünün içinde sıkışmış hissediyordum.
Dağa Tek Başına Çıkışım
Birkaç gün sonra tekrar o dağa çıktım. Bu kez dedemsiz. Sadece ben vardım.
Aynı yer, aynı rüzgâr, aynı taşlar… Ama ben aynı değildim.
Kekliklerin sesini bekledim. Geldiler de.
Ama bu kez tor yoktu.
Sadece izledim.
Uzun süre hiçbir şey yapmadan sadece izledim. O an ilk kez onların özgürlüğünü gerçekten gördüm. Uçuşlarını, seslerini, birbirlerine olan bağlılıklarını…
Ve içimde garip bir huzur oluştu. Bir şey yapmamak bile bir seçimmiş gibi hissettirdi.
Tor Keklik Nedir? Artık Sadece Bir Av Yöntemi Değil
Zamanla anladım ki tor keklik sadece bir tuzak yöntemi değil. Aynı zamanda insanın doğayla kurduğu ilişkinin bir yansıması.
Bir tarafında gelenek var, bir tarafında yaşam.
Bir tarafında alışkanlıklar, diğer tarafında sorgulayan bir gençlik.
Benim için “tor keklik nedir?” sorusu artık teknik bir cevap değil. O gün dağda hissettiğim şeylerin toplamı.
Bir kuşun özgürlüğüyle insanın vicdanı arasında kalan ince çizgi.
Bugün Geriye Bakınca Hissettiğim
Şimdi Kayseri’de aynı dağlara baktığımda içimde karışık bir duygu var. Ne tamamen reddedebiliyorum geçmişi, ne de tamamen kabul edebiliyorum.
Dedemi hatırlıyorum. Onun için bu bir yaşam biçimiydi. Babamı hatırlıyorum, onun için bir devamlılıktı.
Ve kendimi hatırlıyorum… benim için ise bir soru.
Bazen düşünüyorum; belki de büyümek, bazı şeylere cevap bulmak değil, bazı sorularla yaşamayı öğrenmektir.
Son Bir Sessizlik
Dağların üzerinde akşam olurken keklik sesleri yine duyuluyor. Aynı ses, aynı ritim…
Ama ben artık o sesi farklı duyuyorum.
Bir zamanlar avın işaretiydi. Şimdi ise doğanın kendi içinde devam eden hikâyesi.
Ve ben o hikâyenin içinde sadece bir izleyiciyim.